uc vakte kadar

Bir fal meraklısının anıları ve tavsiyeleri.
fal dunyasının google'ı...

Cihangir’de Mikail’e denk geldik…

Bu hikaye, beni ve anlattığım pek çok kişiyi gerçekten etkiledi. Ben de sizinle paylaşmak istedim. Okuyunca ne var ki bunda diyebilirsiniz belki. Çünkü, sanırım tuhaf hissetmek için bu olaya birebir şahit olmak gerekirdi. Neyse uzatmayayım… Kuzenimle Cihangir’deki meşhur kahvede oturuyorduk. Hava kararmıştı, o İstanbul dışından geldiği için birbirimize anlatacağımız çok konu birikmişti. Ama eteğimizdeki taşları dökmeden önce, hazır birbirimiz hakkında bilmediğimiz yeni şeyler varken, iki tane mis gibi Türk Kahvesi söyleyelim dedik.

Ben fal bakmayı eskisi kadar sevmiyordum. Bu yüzden bana fal bakmasını istedim. O da fal bakmayı bilmez ya sallayacaktı işte. Derken bizim kahvelerimiz ve sularımız geldi. Sular geldi gelmesine de gelir gelmez sakarlığımla bir bardak suyu yan masaya doğru savurmam bir oldu. Yan masamızda da iki tane çocuk oturuyordu. Tabii bunlar bize hafiften bir gıcık oldular. Bense öyle bir tavır takındım ki sanki o bardağa parmağımın ucu bile değmemiş. Hatta kafamı bile çevirmedim o tarafa… Zaten kafamı çevirdiğimde çocuklar çoktan gitmişlerdi. Tabii o sırada kahvelerimizi içtik, fincanlarımızı kapadık. Kuzenim bana fal bakmak için fincanı eline aldı, sallayabildiği kadarıyla anlatmaya başladı… Ama tam o esnada benim dikkatimi çeken başka bir şey vardı. Yan masamızdan kalkıp giden çocukların yerine yeni kişiler gelmişti. Onlar da erkekti ve karşı çaprazımda duran çocuk, resmen kuzenimin elindeki fincanın içine bakıyordu. 

Bu durum dikkatimi çekti, biraz rahatsız da olmuştum aslında ve çocuğa laf attım, “Bu kadar meraklıysan sen bak istersen…” dedim. Hayatımda doğru zamanda kurduğum en doğru cümleymiş meğer bu. Sonradan anladım. Çocuk fincanı aldı bir fal bakmaya başladı ki benim diyen falcı bakamaz… Kuzenimle acayip dumur olduk. Çocuk pek fal bakmazmış aslında. Belki de bu baktığı 3. falmış ama daha önce Amerika’dayken bir arkadaşına fal bakmış ve yeğeninin erkek değil kız olacağını söylemiş. Çocuk inanmamış çünkü yeğeni anne karnında son dakikaya kadar erkekmiş. Ama bir doğmuş ki bebek kız.

Garip tabii ama olmayacak ya da olmamış şeyler değil bunlar. Bana baktığı falda da bazı şeyleri söylemesiyle tüylerimiz ürpermişti zaten. Neyse sonra fal bitti. Ben çocuğa “Gerçekten teşekkür ederim, sizinle tanıştığıma çok memnun oldum, benim adım Ayşe.” diyip elimi uzattım. Elimi tuttu ama adını söylemedi. “Peki sizin adınız nedir?” dediğimdeyse çok ama çok kısık bir sesle “Mikail” dedi. O an kuzenimle göz göze geldik. Kısa bir süre dona kaldık. Cihangir’de Mikail adında birinin bana fal bakmış olması… O an için bu çok büyüleyici bir şeydi. Şimdi düşünüyorum da iyi ki de o suyu devirip, çocukların masadan kalkıp gitmesine sebep olmuşum:) Yoksa Mikail ile nasıl tanışırdık? Onu bir daha hiç görmedim. Kısmet belki bir gün, bi yerde tekrar karşıma çıkar.   

"O"na sadece 1 kez fal baktırın!

"O" dediğim Taksim Sarmaşık Cafe’deki sevimli Hasan Abi’miz… Son gittiğimde saçlarını boyadığını fark ettim, kendisi daha bir sevimli olmuş. O kadar ki sanki amcanız size fal bakıyor. Gel gelelim yeteneğine… Hasan Abi ilk kez karşısına oturduğunuzda yorumlarıyla sizi gerçekten çok etkiliyor. Hatta ağzınız açık kalıyor diyebilirim. Tahminleri de tutuyor üstelik. Ama 2. ya da 3. kez gittiğinizde, özellikle de hayatınızda değişen bir şey yok size çok da farklı bir şey söylemesini beklemeyin.

Hasan Abi öyle harf söylemeyi falan da sevmez. Ama hoşlandığınız ya da hayatınızı mahveden biri varsa tip ve karakter analizini önünüze döker. İş hayatınız, aile ve aşk hayatınız aklınıza gelebilecek ne varsa hepsine bir bir değinir. Fal bittiğinde de sizden son olarak merak ettiğiniz konular hakkında 3 adet soru sormanızı ister. Kahvenin yanında bazen tarot kartlarını da açtığı oluyor.

Hasan Abi’yi öğleden sonra bulabilirsiniz. Ama gece geç saatlere yani 23:00’e kadar fal bakmaya devam ediyor. Sarmaşık Cafe’de 1 falcı daha var ama ben ona hiç baktırmadım. Bu sempatik falcımızı merak edenler için fiyat ve adres bilgisini aşağıda paylaşıyorum. 

Fiyat: Nakit 20 TL, kredi kartı geçmiyor.

Adres: İstiklal’deki Mango’nun karşı sokağında sol sırada Sarmaşık Cafe. Bir apartmanın 1. katında bulunuyor. 



 

Edirne’de gorevimiz tehlike!

Sene 2006, her üniversiteli kız gibi biz de ev arkadaşlarımla fala merak sarmıştık. Aslında güç içimizdeydi. Hepimiz birer beginner medyum sayılırdık. Her yemekten sonra bir fincan kahve içip, dileklerimizi dileyip fincanı bir güzel kapatıyorduk. Kahve yoksa iskambil falına sarıyorduk. Boş geçen, yalan günlerdi tabii. Öğrencinin vakit geçirmek için yaptığı saçmalıklardan ibaretti. Yine de daha iyisini aramaya ve bu uğurda bir akşam yemeği için ayırdığımız parayı savurmaya niyetliydik. Sonuçta her şeyin başı niyetti…

Gençtik, cahildik, aşkın peşinde koşuyorduk… Derken yine günlerden bir gün ev arkadaşlarımla fal baktırma krizimiz tuttu. Üniversitedeki 3. senemdi. Okula başladığımdan beri “Falcı Melahat” diye birinden bahsediyorlardı. Ünlülerin falcısı Melahat Abla… Öğrencileri kapısında kovan, onlara fal bakmayan Melahat Abla… Ama biz kafaya koymuştuk. Ne yapıp edip Melahat Abla’ya fal baktıracaktık. Nitekim öyle de oldu… 

Melahat Abla’nın bulunduğu bölge öğrenciler daha doğrusu Edirne’li olmayanlar için biraz tehlikeliydi. Çingene mahallesi diye geçiyordu oralar… Akşam 6 oldu mu oranın esnafı bile belli bir noktadan sonrasına geçmezdi mahallede. 3 tane çıtır kız olarak oraya gitmek biraz yürek işiydi tabii. Ama gidenler olmuştu, biz de gidebilirdik… ve gittik. Yola çıkmadan önce evde hazırlık yaptık. Çantalarımızı boşalttık. Yanımıza cüzdan, telefon vs. almadık. Sadece fal için yetecek kadar para aldık. Hatta parayı da çantamıza değil cebimize koyduk. Bir arkadaşım da sütyeninin içine sıkıştırmıştı:) 

Hazırlıklarımız tamamdı… Yola koyulduk, duyduğumuz kadarıyla Melahat Abla’nın yaşadığı  mahalleye gittik. Üçümüz kol kola bir şekilde girdik mahalleye. Betimiz benzimiş atmış ve ürpermiştik. Bizi görenler hemen anlamıştı yabancı olduğumuzu. Çocuklar daha iki metreden bizi görüp, “Üniversiteliler geliyoorrr.” diye bağırmaya başlamıştı. Onlar için bu 3 kişi sanki 300 Spartalı gibiydi… Kenardaki gençlerin, “Bunlar kesin Melahat’a geldi.” dediklerini duymuştuk. Bizi gören herkes aralarında fısır fısır konuşmaya başlıyordu. Vay beee dedik, ne Melahat’mış…

Melahat’ın yaşadığı daha doğrusu sadece fal bakmak için kullandığı derme çatma bir baraka olduğunu duymuştuk. Yerini iyice öğrenmek için köşedeki bakkala girdik. Bakkal amcaya “Melahat Abla’nın barakarası nerede biliyor musunuz? diye soracakken, o bizden önce davrandı ve “Sizin ne işiniz var burada, Melahat’a mı geldiniz? Vallahi iyi cesaret, onun fal baktığı sokağa belli bir saatten sonra ben bile girmem.” dedi. Sağ olsun, zaten az tırsmıştık şimdi tam oldu! Ama bakkal amca da bizi durdurmaya yetmemişti. Öğütlerimizi aldıktan sonra kaldığımız yerden yolumuza devam ettik. Biraz ilerlediğimizde karşımıza gençten bir çocuk çıktı. Sempatik bir çocuktu. Zarar vermez gibi duruyordu. Bir cesaret ona soralım dedik. İyi ki de sormuşuz. “Gelin ben sizi götüreyim abla” dedi. Dördümüz yürümeye başladık. Sonunda Melahat’ın derme çatma barakasını bulduk. Ortam gerçekten ürkütücüydü. Barakanın dışında ufak bir koltuk vardı. Üçümüz oraya sığmaya çalıştık. Barakanın penceresinden içeri baktığımızda Melahat Abla’yı görebiliyorduk. Ne yalan söyleyeyim kendisi de en az barakası kadar ürkütücü bir görüntüye sahipti. Biz dışarıda beklerken, barakanın içerisinden ağlaya zırlaya iki adam çıktı. Koca adamların falcıya gelip de o şekilde ağladığını görmek çok enteresan bir tecrübeydi açıkçası. Ama onlar Melahat Abla’nın gerçekten iyi bir falcı olduğuna da referanstı bir yandan. 

Onların çıkmasıyla sıra bize gelmiş oldu. Üçümüz birden barakanın içine daldık. Melahat Abla bir köşede kurulmuş, fincanlar bir köşede kurumuştu. Fincana da bakmıyordu zaten… Kahve içmemizi gerektiren bir durum yoktu yani. Sonra sırayla bize bakıp bir şeyler söylemeye başladı. Göründüğünden daha sempatik, daha tatlı dilliydi. Artık korkmamızı gerektiren bir durum yoktu yani. Söyledikleri karşısında ağzımız açık kaldı tabii. Şu an hangi birini anlatsam bilemiyorum. Ama bugün düşündüğümde söylediklerinin bir çoğunun çıktığını görüyorum. Öyle ki o sırada aslında bizim 3 değil 4 kişi yaşadığımızı ve o kişinin ondan korktuğu için gelmeye cesaret edemediğini bile söylemişti ve bu tamamen doğruydu…

Melahat Abla yaptığı bu güzel yorumlar için o zamanın parasıyla bizden çok da bir şey almamıştı. 2006 senesinde kişi başı 10 TL belki iyi paraydı ama söylediklerine de değmişti doğrusu. Fal seansı bittikten sonra, onu ziyaret eden ünlülerden bahsetmeye ve onların imzalı fotoğraflarını göstermeye başladı bize. Gerçekten sevmişti bizi. Biz de onu sevmiştik zaten. Derken artık gitme vaktimiz gelmişti. Melahat Abla’ya bir kez daha teşekkür ettikten sonra fakirhanemize dönmek üzere evin yolunu tuttuk. Mutluyduk, bize göre zoru başarmıştık. Hem de hiçbir zarar görmeden o mahalleden çıkmayı becerebilmiştik. Sonradan duyduk ki o derme çatma dediğimiz barakada fal bakan Melahat Abla’mız Bağdat Caddesi’nde şıkır şıkır bileziklerle dolaşıyormuş. İstanbul’da ve Edirne’de bilmem kaç tane dairesi varmış… Anlayacağınız kadın işi tutturmuş, yolunu bulmuş. Helal olsun diyorum. Bize de sadece fal baktırıp çıkacak mı acaba diye beklemesi kalmış… 

Son kesfim: Enerjinize bakan Duygu

Duygu’nun enerjisi çok güzel. Üstelik gördüğüm en bakımlı, en genç falcılardan biri. Karşısına oturuyorsunuz ve takır takır saymaya başlıyor. Kahve içip fal kapatmanıza gerek yok! Yani kart yok, kahve yok. Tamamen etrafınızdaki enerjiye göre, isim vererek fal bakıyor. Yeteneğine bakılırsa bence fiyatı da çok uygun! 

Yakın bir arkadaşımla dost tavsiyesi üzerine gittiğimiz Duygu’nun yanından mutlu bir suratla ayrıldık. Zaten fal baktıranların hepsi “Süper, süper” diyerek kalkıyordu masasından. Yolunuz düşerse bir deneyin derim…

Fiyat: 25 TL!

Adres: Bakırköy Duygum Cafe ( Bakırköy son durakta inin, Çetinkaya ve Bank Asya’nın yanındaki sokaktan girin. Biraz ilerlediğinizde girişi çiçeklerle kaplı, tertemiz bir cafe göreceksiniz işte oranın adı: Duygum Cafe)

Fala inanma falsız kalma! 

Istanbul’dan Edirne’ye fal pesinde…

Efendim merhabalar, benim adım Ayşe. İsmi Ayşe olanlar fala meraklı olur derler bizim oralarda. Kim der? Onlar kim? Bizim oralar neresi? Bu soruların cevaplarını ilerleyen günlerde sizinle paylaşacağım zaten. Şu an bu ayrıntıların hepsi önemsiz. Asıl önemli olan soru şu: Neden blog açtım? Bundan yola çıkarsak benim gibi bir fal meraklısı, yaşadığı bu kadar fal macerasını ne yapacaktı? Biliyorum ki kadın, erkek herkes bu illete bağımlı olabiliyor. Fal için Türkiye’nin dört bir yanını gezen insanlar tanıdım. Gezmeyi bırakın, internetten falcının hesabına para yatırıp telefondan fal baktıran kadınlar var. Ben de denedim bunu tabii! Her şey bunları deneyimleyip sizinle paylaşmak için yanlış anlaşılmasın… İşte bu sebepten bu ve benzeri çılgın fal maceralarımı hayatını fala adamış, bu zıkkımdan paçasını kurtaramamış ve kurtarmaya da niyeti olmayan dostlarla paylaşmaya karar verdim.

Fal deneyimlerimi yazacağım bu süre zarfında; şu ana kadar fal baktırdığım mekan ve kişilere, iyi falcıdan kötü falcıya, en iyisinden en tırt falcısına kadar dinlediğim, gördüğüm her ne varsa üşenmeden size aktaracağım. İstanbul’daki top falcılar, ünlülerin falcısı Edirneli Melahat Abla, “Ben fal bakmıyorum enerjiye bakıyorum” diyenler ve çok daha fazlası… Hepsi bu blogda. Yakında bir bir yazmaya başlayacağım. Gerçekten iyi bir fal baktırmak istiyorsanız beni takip edin! Paranız ve enerjiniz boşa gitmesin….